İLİŞKİLERDE "ANLAŞILMAK" OLGUSU
Anlaşılmak…
Ne kadar da kutsal bir kelime.
Çünkü sevilmek bazen yanıltır.
İnsan sevilirken de yalnız kalabilir.
Ama anlaşıldığında…
İşte orada ruha dokunulmuş olunur.
Benim için anlaşılmak; cümlemin yarısında gözlerime bakıp devamını tahmin edebilmek değil sadece.
Hatta o romantik klişeden ibaret hiç değil, anlaşılmak; kırıldığım yerde “abartıyorsun” denmemesi. Sustuğumda,
“trip atıyor” diye yaftalanmamak,
Sınır koyunca “soğudun” damgası yememek.
Anlaşılmak;
kişinin kalple,
ruhla, tüm insanlığın ortaya konulduğu şartlarda kişinin sevdiği tarafından dinlenmesidir.
Yargılanmadan duyulmaktır.
Küçümsenmeden ciddiye alınmaktır.
İlişkilerde en büyük yorgunluk sevgisizlikten değil; sürekli kendini anlatma zorunluluğundan gelir. Aynı şeyi beşinci kez açıklamak…
Niyetini ispatlamak… “Ben öyle demek istemedim” diye defalarca düzeltmek… İşte insanın içini asıl burası tüketir.
Anlaşılmadığın bir yerde zamanla iki şey olur:
Ya susarsın,
ya da olduğundan daha sert birine dönüşürsün. "Kendinin dışına çıkmak" derim ben ona.
Oysa anlaşılmak,
insanı yumuşatır. Güvende hissettirir. İçindeki çocuğu saklamak zorunda bırakmaz.
Çünkü bilirsinki biri seni yanlış anlamak için değil, gerçekten görmek için bakıyor.
Bence gerçek yakınlık; aynı müziği sevmek değil,
aynı duygunun tonunu yakalayabilmektir.
Karşındakinin dilini öğrenmeye gönüllü olmaktır.
Anlaşılmak lüks değildir.
Naz değildir.
Fazla hassasiyet hiç değildir.
Anlaşılmak, insanın ruhuna gösterilen saygıdır.
Ve saygının olmadığı yere aşk da sevda da öyle uzun süreler yerleşip kalmaz,
karalar sürünmesin üzerime der ve hapsolduğu karanlıktan özgürleşmek ister.
Yazar
Mira Nevin Asiloğlu

0 Yorumlar